Pazartesi Sendromu Ne ki?

Ohoooo biz pazartesi sendromuna son vereli çok oldu! Tembel bir blogger olarak “Evrenden Torpilim Var” hakkında planladığım yazıyı yazamamış olabilirim. Amaaa sizi her pazartesi posta kutuma düşen E-postalardan haberdar etmem lazım 🙂 Eğer Aykut Oğut’un kitaplarını okumadıysanız her pazartesi sabahı karşınıza bu postalar size pazartesi için güç verecek, eğer bir de kitapları okuduysanız oooh enerji patlaması yapacak!

Bedelsiz demek doğru olmaz; para ödemeden bize gelen bu postalar ülkecek enerji yükselmesi ve eğer okunduysa kitapla yükselen enerjinin yukarıda tutulması hedeflenerek gönderiliyor bence 😀

İşte örnek olarak bugün gelen postam:

“Nice mutlu, huzurlu, keyifli, bol torpilli yıllara sevgili Aslı.
2011 de ne olduysa oldu. Geriye bakmak sadece onu daha fazla yaratmana yardım edecek.
2012 senin yılın artık.
– Evren çığlık çığlığa ‘yeni yılın kutlu olsun’ diyeceğine ‘yeni Aslı yılın kutlu olsun’ diyor.
– Daha 6 gün var yeni yıla. 2011 de istediğin herşeyi 6 günde bile yaratabilirsin.
– Belki gece 12’de zil zurna olacaksın ama en azından 31 Aralık sabahı, yeni yıl için bir tane vizyonlama yap.
Belki vizyonların içinde bazıları seni korkutacaktır ama sakın unutma Aslı,
”Cesaret bir şeyi korkmadan yapmak değil, bir şey korka korka da olsa yapabilmektir”
PS: Aramızda kalsın ama, Noel baba aslında gerçek ;))))))))))
Öptük valla
Aykut & Esra ve kediler. ”

“Ben de istiyorum” derseniz tıklayın, her pazartesi dopinginiz ve aylık bülteniniz posta kutunuza düşsün 😀

Not: zil seslerine de bir bakın derim, kullanması çook keyifli 😀 (dinleyince ne demek istediğimi anlayacaksınız!)

Reklamlar

Yanılsamalar Kitabı-Paul Auster

Başlığa bakınca Kaf Dağının Ardından Yazılar ile Kitap Kurdunun Kütüphanesi karışmış gibi görünüyor değil mi =) Ama bu güzel kitabı elime almamın nedeni kitabı yorumlamak değil sevgili Serrose’den gelen bir mim. Üstelik herhalde şimdiye kadar gördüğün en güzel mim! Bakalım bu mim bana neler yaptırmış:

En kalabalık kitaplığımın karşısına geçip gözlerimi kapadım. Elimi kitaplarımın üzerinde gezdirip aralarından bir taneyi seçtim. Elim Can Yayıncılık kitaplarının olduğu raftaymış, seçtiğim kitap ise Paul Auster’ın Yanılsamalar Kitabı imiş.

Bu kitap eşimin bir arkadaşına aitti, üniversite son sınıftayken okumak için ödünç istemiştim. O da “Ben zaten okuduğum kitapları elimde tutmuyorum, sende kalabilir” demişti ve bu kitap böylece kitaplığıma dahil oldu.

Kitabı okuduğumda çok etkilendiğimi hatırlıyorum, saf beğeniden oluşan bir etkilenmeden bahsetmiyorum, karakterler ve olaylar sersemletmişti beni. Beynim sislerin içinde gibi olmuştu, kitaba ve karakterlere nedensiz ama kuvvetli bir bağ hissetmiştim. Okuduğum ilk Paul Auster kitabıydı ve devamı geldi…

Mimde böyle bir bölüm yok ama söylemeden geçemeyeceğim, bence bu kitabı henüz okumadıysanız okuma fırsatı yaratın, hatta ilk Paul Auster kitabınızı seçmeye çalışıyorsanız tercihinizi diğerlerinden bence daha farklı olan Yanılsamalar Kitabı’ ndan yana kullanın. Eğer kitabı merak etmeye başladıysanız bir de bu güzel yazıyı okuyun ve öyle karar verin.

Gelelim 55. sayfadan bir paragrafa, bu sayfa tek bir paragraftan oluşuyor denebilir, sadece son 2 satır yeni bir paragrafa geçiş yapıyor. O yüzden gözüme takılan birkaç ardışık cümleyi yazacağım(Siyah-beyaz ve sessiz filmdeki kahraman Hector görünmez olmuştur):

“Gülmemiz gereken bir sahne olmalıdır bu, oysa gülmeyiz. Hector bu anı kasıtlı olarak gülünç yapmaz (elbisesine uzun uzun, kederli gözlerle bakar; üstünde çamur göremeyince gözlerinde hayal kırıklığı okunur), yapmayınca da bu basit numara filmin havasını tümüyle değiştirir. Hava kararırken Hector’un evine döndüğünü görürüz. İçeri girer, ikinci kata çıkan merdivenleri tırmanır ve çocuklarının odasına girer. Küçük kızla küçük oğlan yataklarında uyuyorlardır. Kızının yanına oturur, yüzünü birkaç dakika inceler, sonra başını okşamak için elini kaldırır. Tam dokunacakken durur, onu uyandırabileceğini ansızın fark etmiştir, kız karanlıkta uyanıp da yanında kimseyi göremeyince korkabilir. Bu sahne oldukça etkileyicidir ve Hector burada ölçülü ve abartısız bir oyun sergiler. Kendi kızına dokunma hakkını kaybetmiştir, onun duraksadığını ve sonra elini çektiğini görünce Hector’un üzerine çöken lanet içimize işler. Bu küçücük hareketle -havada kalan el, kızın başından üç-beş santim uzakta kalan avuç içi- Hector’un bir hiçe indirgenmiş olduğunu anlarız.”

Bu güzel mim benden

Nazo’ya
Özlem Öztürk’e
Zeynep’e gelsin

Ama kurallara aykırı da olsa, ben bu mimi yapmak istiyorum diyen herkes (ben olsam kesin üzerime alınıp yapardım!) yapıp yayınlasın bence, çünkü pasladığım 3 kişiden çoook daha fazlanızın cevaplarını merak ediyorum! Böyle güzel bir mimi bulmuşken mümkün olduğunca çok kişi yazmalı 😉

Yapılacaklar :

“Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.”

Mimin kuralları ise şöyle:

– Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
– Mimin bozulması teklif dahi edilemez.
– Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.(eh bu kuralı biraz önce bozduk galiba…)
– Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
– Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
– Mim kurallarının ilk 6 maddesi (3. maddesi hariç) değiştirilemez.”

Haydi bakalım, derin bir nefes alıp başlayın!

>Yanılsamalar Kitabı-Paul Auster

>Başlığa bakınca Kaf Dağının Ardından Yazılar ile Kitap Kurdunun Kütüphanesi karışmış gibi görünüyor değil mi =) Ama bu güzel kitabı elime almamın nedeni kitabı yorumlamak değil sevgili Serrose’den gelen bir mim. Üstelik herhalde şimdiye kadar gördüğün en güzel mim! Bakalım bu mim bana neler yaptırmış:

En kalabalık kitaplığımın karşısına geçip gözlerimi kapadım. Elimi kitaplarımın üzerinde gezdirip aralarından bir taneyi seçtim. Elim Can Yayıncılık kitaplarının olduğu raftaymış, seçtiğim kitap ise Paul Auster’ın Yanılsamalar Kitabı imiş.

Bu kitap eşimin bir arkadaşına aitti, üniversite son sınıftayken okumak için ödünç istemiştim. O da “Ben zaten okuduğum kitapları elimde tutmuyorum, sende kalabilir” demişti ve bu kitap böylece kitaplığıma dahil oldu.

Kitabı okuduğumda çok etkilendiğimi hatırlıyorum, saf beğeniden oluşan bir etkilenmeden bahsetmiyorum, karakterler ve olaylar sersemletmişti beni. Beynim sislerin içinde gibi olmuştu, kitaba ve karakterlere nedensiz ama kuvvetli bir bağ hissetmiştim. Okuduğum ilk Paul Auster kitabıydı ve devamı geldi…

Mimde böyle bir bölüm yok ama söylemeden geçemeyeceğim, bence bu kitabı henüz okumadıysanız okuma fırsatı yaratın, hatta ilk Paul Auster kitabınızı seçmeye çalışıyorsanız tercihinizi diğerlerinden bence daha farklı olan Yanılsamalar Kitabı’ ndan yana kullanın. Eğer kitabı merak etmeye başladıysanız bir de bu güzel yazıyı okuyun ve öyle karar verin.

Gelelim 55. sayfadan bir paragrafa, bu sayfa tek bir paragraftan oluşuyor denebilir, sadece son 2 satır yeni bir paragrafa geçiş yapıyor. O yüzden gözüme takılan birkaç ardışık cümleyi yazacağım(Siyah-beyaz ve sessiz filmdeki kahraman Hector görünmez olmuştur):

“Gülmemiz gereken bir sahne olmalıdır bu, oysa gülmeyiz. Hector bu anı kasıtlı olarak gülünç yapmaz (elbisesine uzun uzun, kederli gözlerle bakar; üstünde çamur göremeyince gözlerinde hayal kırıklığı okunur), yapmayınca da bu basit numara filmin havasını tümüyle değiştirir. Hava kararırken Hector’un evine döndüğünü görürüz. İçeri girer, ikinci kata çıkan merdivenleri tırmanır ve çocuklarının odasına girer. Küçük kızla küçük oğlan yataklarında uyuyorlardır. Kızının yanına oturur, yüzünü birkaç dakika inceler, sonra başını okşamak için elini kaldırır. Tam dokunacakken durur, onu uyandırabileceğini ansızın fark etmiştir, kız karanlıkta uyanıp da yanında kimseyi göremeyince korkabilir. Bu sahne oldukça etkileyicidir ve Hector burada ölçülü ve abartısız bir oyun sergiler. Kendi kızına dokunma hakkını kaybetmiştir, onun duraksadığını ve sonra elini çektiğini görünce Hector’un üzerine çöken lanet içimize işler. Bu küçücük hareketle -havada kalan el, kızın başından üç-beş santim uzakta kalan avuç içi- Hector’un bir hiçe indirgenmiş olduğunu anlarız.”

Bu güzel mim benden

Nazo’ya
Özlem Öztürk’e
Zeynep’e gelsin

Ama kurallara aykırı da olsa, ben bu mimi yapmak istiyorum diyen herkes (ben olsam kesin üzerime alınıp yapardım!) yapıp yayınlasın bence, çünkü pasladığım 3 kişiden çoook daha fazlanızın cevaplarını merak ediyorum! Böyle güzel bir mimi bulmuşken mümkün olduğunca çok kişi yazmalı 😉

Yapılacaklar :

“Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.”

Mimin kuralları ise şöyle:

– Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
– Mimin bozulması teklif dahi edilemez.
– Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.(eh bu kuralı biraz önce bozduk galiba…)
– Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
– Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
– Mim kurallarının ilk 6 maddesi (3. maddesi hariç) değiştirilemez.”

Haydi bakalım, derin bir nefes alıp başlayın!