>Yanılsamalar Kitabı-Paul Auster

>Başlığa bakınca Kaf Dağının Ardından Yazılar ile Kitap Kurdunun Kütüphanesi karışmış gibi görünüyor değil mi =) Ama bu güzel kitabı elime almamın nedeni kitabı yorumlamak değil sevgili Serrose’den gelen bir mim. Üstelik herhalde şimdiye kadar gördüğün en güzel mim! Bakalım bu mim bana neler yaptırmış:

En kalabalık kitaplığımın karşısına geçip gözlerimi kapadım. Elimi kitaplarımın üzerinde gezdirip aralarından bir taneyi seçtim. Elim Can Yayıncılık kitaplarının olduğu raftaymış, seçtiğim kitap ise Paul Auster’ın Yanılsamalar Kitabı imiş.

Bu kitap eşimin bir arkadaşına aitti, üniversite son sınıftayken okumak için ödünç istemiştim. O da “Ben zaten okuduğum kitapları elimde tutmuyorum, sende kalabilir” demişti ve bu kitap böylece kitaplığıma dahil oldu.

Kitabı okuduğumda çok etkilendiğimi hatırlıyorum, saf beğeniden oluşan bir etkilenmeden bahsetmiyorum, karakterler ve olaylar sersemletmişti beni. Beynim sislerin içinde gibi olmuştu, kitaba ve karakterlere nedensiz ama kuvvetli bir bağ hissetmiştim. Okuduğum ilk Paul Auster kitabıydı ve devamı geldi…

Mimde böyle bir bölüm yok ama söylemeden geçemeyeceğim, bence bu kitabı henüz okumadıysanız okuma fırsatı yaratın, hatta ilk Paul Auster kitabınızı seçmeye çalışıyorsanız tercihinizi diğerlerinden bence daha farklı olan Yanılsamalar Kitabı’ ndan yana kullanın. Eğer kitabı merak etmeye başladıysanız bir de bu güzel yazıyı okuyun ve öyle karar verin.

Gelelim 55. sayfadan bir paragrafa, bu sayfa tek bir paragraftan oluşuyor denebilir, sadece son 2 satır yeni bir paragrafa geçiş yapıyor. O yüzden gözüme takılan birkaç ardışık cümleyi yazacağım(Siyah-beyaz ve sessiz filmdeki kahraman Hector görünmez olmuştur):

“Gülmemiz gereken bir sahne olmalıdır bu, oysa gülmeyiz. Hector bu anı kasıtlı olarak gülünç yapmaz (elbisesine uzun uzun, kederli gözlerle bakar; üstünde çamur göremeyince gözlerinde hayal kırıklığı okunur), yapmayınca da bu basit numara filmin havasını tümüyle değiştirir. Hava kararırken Hector’un evine döndüğünü görürüz. İçeri girer, ikinci kata çıkan merdivenleri tırmanır ve çocuklarının odasına girer. Küçük kızla küçük oğlan yataklarında uyuyorlardır. Kızının yanına oturur, yüzünü birkaç dakika inceler, sonra başını okşamak için elini kaldırır. Tam dokunacakken durur, onu uyandırabileceğini ansızın fark etmiştir, kız karanlıkta uyanıp da yanında kimseyi göremeyince korkabilir. Bu sahne oldukça etkileyicidir ve Hector burada ölçülü ve abartısız bir oyun sergiler. Kendi kızına dokunma hakkını kaybetmiştir, onun duraksadığını ve sonra elini çektiğini görünce Hector’un üzerine çöken lanet içimize işler. Bu küçücük hareketle -havada kalan el, kızın başından üç-beş santim uzakta kalan avuç içi- Hector’un bir hiçe indirgenmiş olduğunu anlarız.”

Bu güzel mim benden

Nazo’ya
Özlem Öztürk’e
Zeynep’e gelsin

Ama kurallara aykırı da olsa, ben bu mimi yapmak istiyorum diyen herkes (ben olsam kesin üzerime alınıp yapardım!) yapıp yayınlasın bence, çünkü pasladığım 3 kişiden çoook daha fazlanızın cevaplarını merak ediyorum! Böyle güzel bir mimi bulmuşken mümkün olduğunca çok kişi yazmalı 😉

Yapılacaklar :

“Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.”

Mimin kuralları ise şöyle:

– Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
– Mimin bozulması teklif dahi edilemez.
– Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.(eh bu kuralı biraz önce bozduk galiba…)
– Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
– Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
– Mim kurallarının ilk 6 maddesi (3. maddesi hariç) değiştirilemez.”

Haydi bakalım, derin bir nefes alıp başlayın!

Reklamlar

>Benim de Kolyelerim Var!

>Kolye mimini Prettycim paslayalı günler oldu. Bu defa tembellikten değil de aksiliklerden geciktim. Bu arada 3 defa tek tek fotoğraflamak zorunda kaldığım kolyeler beni çok yordu, yorum yazmaya halim kalmadı=)) Yoksa her blogda kolyeler salınırken benim hiç kolyem yok sanmayın yani=))

Bu kolye sevgili Jelibocuk‘un kibrit kutusu etkinliğinde bana hediye ettiği kolye. Meleği de meleğin kalbini de çok seviyorum:)

Son zamanlarda en sık taktığım kolye. Eşimin ablası küpeleriyle takım olarak hediye etmişti, So Chick.

Bu da kendime hediyem:)

Eşimin öğretmenler günü hediyesi:) Mardin’deki Tok Kuyumculuk‘tan getirtmiş çoook seviyorum! Küpeleri ve yüzüğü de var. Tok kuyumculuk hakkında bir yazı hazırlmaıştım aslında ama unuttum yayınlamayı… Çok hoş ürünleri var, zaten internette arayınca hemen web siteleri çıkıyor karşınıza. Özel bir hediye için güzel bir fikir bence;)

Annemlerin günlük olarak takmam için hediyesi, küpesi ve yüzüğü de var. Ama genelde okula bile çok da şıkır şıkır giyinmediğim için şimdilik pek sık takmıyorum.

Babannemin düğün hediyesi olan 3lü pırlanta kolye… Hayatımda şimdiye kadar ennnn çok sevdiğim kolye! Simsiyah giyinmiş olsam bile göğüs dekoltesine bunu ekleyince hoooop (ve pırıl pırıl) hazırım!

Herkesin sıralı ve tekli incisi olmalı değil mi:)) Bu da gömleklerle takmayı sevdiğim kolyem. Küpelerini de takıyorum ama yüzüğü biraz ihmal ediliyor:P Bu da nişanımızdan hatıra…

Üniversite hatıralarım! Özledim ama uzun zaman oldu takmayalı… Sağdaki deri üzerine yapılmış birşey.

Koton ve WinMax’tan alınmış acil durum kolyeleri. İkisi de o gün belirlenen bir yere giderken eksik görünüp aceleyle alınmış kolyeler:)

 İki koton kolyesi daha. Özellikle soldakini çok seviyorum ama aldığım gün (Yine yemeğe gidiyorduk, o günkü kıyafetime uysun diye kapmıştım) hemen pıt diye kopmuştu! Neyse ki takı malzemelerimle orjinaline döndük:)

Kısa kolyelerim bu kurbağa prenseste duruyor. Uzun olanlar ise IKEA’nın şu uzun dalları olan ağaç şeklindeki askılığında.

Çekim sonucu hiiiç hoşuma gitmedi ve fotoğraflar güzel olmadı ama 4. defa çekecek durumda olmadığım için bu defalık idare eder diye düşünmek istiyorum:)

Bu mim yola çıkalı çok zaman oldu, çoğu kişi de yaptı. O yüzden canı çeken ve hala yapmayan herkes yapsın!

>Çoook Geç Kalmış Bir Mim

>Çillicim beni kaç gün önce mimlemişti ama haftasonu yemeğe gelecek misafirlerin koşturmacası, okul ve kibrit kutusu etkinliği derken bir türlü cevaplayamadım… Yarın toplantım var ve akmaş yemeğe davetliyiz, cumartesi ise bize 50 yaş üzeri 4 kişi misafir gelecek! Yani bugün de yapmasam haftaya kalacaktı:)) Ama fotoğraf çok fena oldu, baştan uyarayım…

Daha önce yemeğe misafirlerimiz gelmişti bir kaç kere ama bizden bu kadar büyük ve çok da yakından tanımadığım birileri yemeğe geleceği için çok fazla heyecanlandım!!! Erken evlenmişim erkeeeen!!!

Gelelim mime. Benim hep hazır duran 2 farklı çantam var son haftalarda, spora gideceğim günlerde yanıma aldığım çantam ve dinlenme günlerimde yanıma aldığım çantam. Spor çantam pek fotoğraflayıp yayınlanacak bir içeriğe sahip olmadığından bakalım yan gel yat günlerimdeki çantamda neler var?

1. Rengi de gri olunca bir türlü eskimeyen Journey çantam
2. Trabzon Hatırası DeFacto cüzdanım. Bana tatili hatırlattığı ve gözleri tam sevdiğim gibi olduğundan eskidiği halde değiştiremiyorum.
3. Cep Telefonum.Ama tabii ki siz göremiyorsunuz kendisini çünkü bugün yine evde unutmuşum… Zaten ya evde kalıyor ya şarjı olmuyor. Resmen çalar saat niyetine kullanıyorum kendisini! Qwerty klavyeli wi-fi olan telefon istiyoruuuuum!
4. Yapmak istediğim ürünleri, unutmamam gereken şeyleri, adresleri v.b. yazdığım ufak tefek not kağıtlarımı arkadaki minik cebini tıkıştırdığım kara kaplı defterim. İlaç firması sağolsun:))
5. Zavallı  i-Pod… Çizile çizile iyice tipi kaydı… Bir kılıf yapayım şu garibana…
6. ELF Mineral Ruj-Cheerful Cherry ve ELF Candy Shop-Cherry Bomb
7. Flor Mar Ultra Black Eyeliner: Her durumda kurtarıcı!
8. Nostaljik Polo! Çocukluğumun delikli nanesi:) Hala yerken ortasından dilimi çıkarmaya çalışıyorum:P
9. Oje: Aklıma estikçe başka bir renk atıyorum çantama ki okulda canım sıkıldığında sürebileyim:)
10. Kolonyalı Mendil. Bu da ilaç firmaları sağolsun marka:)
11. Naneli şeker yetmez, bir kutu da naneli sakız. 
12. Kibrit kutusu etkinliğinden kalan son kutu kibriti de çantamda unutmuşum… Bunu taşıyacağıma telefonumu alaymışım ya!

Resimde göremediğiniz üzere cüzdanımın içinde yedek Levotiron ve Appranax ile şu anda eşimde olan flash diskim de hep çantamda.

İşte böyle:) Bu mimi Kibrit kutusu etkinliğindeki eşim Jeliboncuk ‘a paslamak istiyordum ama bu aralar yoğun olduğu için bir de ben mimlerle sıkıştırmayayım:) Hala yapmamış olan ve yapmak isteyen herkes yapabilir!

>5 Yer Mimi

>

Glam beni mimlemiş:) Yorgunluk falan dinlemem hemen yazarım! Konu benim için en önemli 5 yer.
1. sırada Ayvalık yer alıyor. Eşimin evlenme teklif ettiği yer… Hayatımı geçirmek (ve absürd gelecek belki ama gömülmek) istediğim yer… Fotoğraf makinemi alıp sokaklarında günlerce dolanmak istediğim, Cunda’da dolaşmak, köprüde balık tutmak istediğim yer… Bu arada bu yaz bir defada 3 tane dombili çipura  tuttuğumu da söylemekten gurur duyuyorum:) İnsan yaşayacaksa böyle bir yerde yaşamalı bence…
2. Ankara. Üniversiteyi okuduğum, hayatımda en çok eğlendiğim, aşık olduğum, mutlu olduğum, evimde hissettiren, biricik dostlarımın yaşadığı şehir. Denizi olmasa da olur, benim için Ankara İstanbul’dan önce gelir:)
                           
3. sırada tabii ki İstanbul var. Bence dünya da bile eşi benzeri olmayan, en özel ve en güzel şehir. Benim listemde ilk 2deki şehirler hayatımdaki etkileri ve oralarda yaşadığım anılar sayesinde İstanbul’u geçti. Eh üstelik doğduğum şehirdir kendisi:)
                                  
4. Gökova-Akyaka… Hem orada geçirdiğim tatillerin anıları hem de tartışmasız güzelliği ve doğallığı ile yeri ayrı… İlk fırsatta tekrar gitmek istiyorum…
                               
5. Şu anda yaşadığım şehir… Evlendikten sonra ki ilk şehrimiz, ilk göz ağrımız. Havası, suyu, güzelliği, insanları… Batıdan da doğudan da farklı, değişik bir şehir. Burada olmaktan mutluyum ve ayrılınca özleyeceğim…

Glam’a teşekkür ederek (meğer mim bekliyormuşum) eğer isterlerse Antigone, Aphraell ve Çilli‘ye paslıyorum:)