>Mısır- Kahire Müzesi

>

Mısır’da Şarm el-Şeyh’ten sonraki durağımız Kahireydi. Bu iki şehir arasında yolculuk ederken Süveyş Kanalı’nı geçmeniz gerekiyor. Tarih derslerinde anlatılanları hatırlayıp kanalı göreceğim için heyecanlanmıştım ama tek görebildiğim ve fotoğrafını çekebildiğim görüntü bu oldu:

Afrika’nın en büyük kenti olan Kahire’de ilk gittiğimiz yer bu anıttı.

Anıtın en güzel yanı ise bu askerler ve bekçilerdi =))

Sonraki durağımız ise Kahire müzesiydi.

İçeriye fotoğraf makinesi sokmak yasak olduğu ve telefonla ya da (kaçak olarak içeri sokmayı becerebilirseniz) makineyle gizli gizli fotoğraf çekerken yakalanırsanız el koymaya bayıldıklarını duyunca, mecburen (güvenemesek de) fotoğraf makinelerimizi kapıda bıraktık. Sadece bahçede fotoğraf çekebildik…

Müzenin dışı böyle, içeride ise sizi Tutankamon’un hazineleri, gözlerinizi yerinden fırlatacak kadar altın, onlarca inanılmaz mumya, 120.000’den fazla eser sizi bekliyor… Dünyanın en zengin müzelerinden olan Kahire Müzesi’ndeki eski Mısır hazineleri insanın gerçekten de başını döndürüyor!

Mısır’da Şarm el-Şeyh’in sualtını görmeden ölmeyin demiştim, kesinlikle görülmesi gereken bir diğer yer de Kahire müzesi. 

Not: Kahire müzesi hakkında iki şeyi söylemeyi unutmuşum, gitmeden önce mutlaka ama mutlaka araştırma yapın, rehberiniz size var olanın ancak milyonda birini anlatabilir. Hatta yanınızda araştırma notlarınız bulunursa daha da güzel olur. Bir de içeride 10 dolar ek ödeme yapılarak girilen mumyalar odasını atlamayın, orası için alınan biletle iki mumya bölümü birden gezebiliyorsunuz, gitmişken görmeden dönmek olmaz.

Bir sonraki yazıda da piramitler ve Sfenks var, sizi bir fotoğraf bombardımanı daha bekliyor =) Ama Mısır seyahatimizde fotoğrafların neredeyse tamamı yürürken ya da birileri “hadi hadi gidiyoruz” diye seslenirken çekildi… O yüzden kenardan görünen yabancı insanların, köşeden görünen çöp tenekelerinin, yamuk çekilmiş fotoğrafların kusuruna bakmazsınız umarım…

Reklamlar

>Mısır: Sharm el-Sheikh Sualtı Dünyası

>Mısır seyahatimizin en güzel yanı, hatta hayatımın en güzel saatlerinden bazılarını geçirdiğim yer Şarm el-Şeyh’in güzeller güzeli deniziydi.

Ben tek yıldız dalgıcım, eşim ise 3 yıldız. O yüzden Şarm’daki ilk günümüzde tüplü dalış yapmak için hemen bir tur ayarlamaya gittik. Eşim tur firmalarıyla konuşurken biz de hemen ön taraftaki denize girdik ve rüya görüyorum sandım! Aşağıdaki balıkların çoğu gözümün önünde salınıp duruyordu!

Neredeyse 30-40 santimlik derinlikten itibaren onlarca çeşit rengarenk balık ve rengarenk mercanların-sualtı bitkilerinin-süngerlerin arasında buldum kendimi. Renkler öyle güzeldi ve balıklar öyle çoktu ki hayatımın en büyüleyici anlarından birini yaşadığımı düşündüm… 1 metreden bile az bir derinlikte hayatımda gördüğüm en güzel manzarayı izledim…(Yazının sorundaki linke tıkladığınızda neler gördüğüm hakkında bir fikriniz olacak!)

Ertesi sabah dalış ekibiyle birlikte Tiran Adası’na doğru yola çıktık. Hırsızlık konusunda yaşadığımız korku nedeniyle makinemi yanıma alamadım ama önceki gün aldığımız kullanıp atılacak sualtı makinesi ile fotoğraf çektik. Fotoğraflarda renkler belli değil, onu da hayal gücünüze bırakıyorum =)

Yarısı siyah yarısı ise beyaz olan balıkları görünce “aaa beşiktaşlılar” dedim tabii ama sadece “gluk gluk guluuk” sesi çıktı =) 

Üstteki fotoğrafın alt taraftaki balığı fark ettiniz mi?

İkinci gün ise Ras Muhammed Milli Parkı’na dalışa gittik. Burada dalınan derinlik ilk günden daha fazlaydı ve ek olarak bir mağara dalışı yapıldı.

Şarm el-Şeyh, deniz altı güzellikleri ile, bence insanın ölmeden önce mutlaka görmesi gereken bir yer. Eğer hala ikna olmadıysanız ya da anlattığım güzellikleri gerçek bir makine ile çekmiş birinin rengarenk fotoğraflarını görmek isterseniz tıklayın =)

>MISIR: Şarm el-Şeyh (Eksik yazı tamamlandı…)

>Şu yazımda Mısır’da yaşadığımız olumsuzluklardan bahsetmiştim. Pronto’ya hala çok kızgınız, insanların yaşadıklarını okudukça öfkemiz artıyor ama bunun yanında tur rehberimizin bizi bırakıp kaçtığı zamanlarda güzel şeyler de yaptık, güzel anılarımız da oldu. Biraz Mısır’ın güzel yanlarından bahsedeyim, biraz da nerelere gitmek gerek ve nerelerde zaman kaybetmeye gerek yok onları yazayım.

Bizim turumuz Şarm el-Şeyh ile başladı. İlk sabah saat 7’ye doğru bomboş olan Old Market’i gezdik. Old Market herhalde turistler buraya gelsin,  iki kilim alsın diye düşünülerek yapılmış, hatta girişine yukarıda gördüğünüz bu turist çekmeye yönelik sarı giriş eklenmiş ama öyle pis öyle pis ki bir daha gitsek hiç o kapıdan içeri geçip çöplerin arasında dolaşmam. 
İçeride neler satıldığını görmek isterseniz fotoğrafın büyük haline bir göz atabilirsiniz. “1 milyoncu” dediğimiz yerlede satılan hemen hemen herşey (fotoğrafta plastik çekmeceleri görebilirsiniz zaten =)), bunların yanında kilim satan dükkanlar, aktarlar(avrupalı tursitler için değişik olabilir ama bizim için hep aynı bitkilerdi) ve birkaç bakkal-çay salonu gibi yer.
Mısır’da otelleri yıldızları ile değerlendirmenin pek de bir anlamı yok açıkçası. Genel olarak pislikten rahatsızlık duymayan insanlar. Ama genel bir değerlendirme yapmak gerekirse 4 yıldızlı oteller bile gayet pis olabiliyor o yüzden mümkünse 5 yıldızlı otelleri tercih edin. Bir sonraki yazımda 4 yıldızlı bir otelden fotoğraflar koyacağım, görünce ne demek istediğimi anlayacaksınız zaten…
Otellerde verilen havlular şansınız varsa ve temiz görünüyorsa bile bence kullanmamak daha doğru. Bizim karşımıza çıkan tüm havlular gri renkteydi ve bazıları yıkanmış değil de sadece silkelenip yerine koyulmuş gibiydi… Ama yukarıda resimde gördüğünüz gibi havlularla şekiller yapmak konusunda çok marifetliler haklarını yememek lazım =)) Eh, bunu yapma nedenleri çok düşkün oldukları bahşişleri kapmak, başarılarını da buna borçlular muhtemelen =))
Bizim otelin yemekleri güzel değildi, zaten tek beklentimiz zehirlenmemekti. Ama hani otellerde omlet yapan bir adam olur hep, burada da tabanı artık çizile çizile bembeyaz olmuş teflonuyla duran omletçi amca dumur etti beni. Baktım adam yapıyor birşeyler, benden öncekine omleti yapmasını izledim. Adam yumurtayı bir kaseye kırdı, baktı yumurta bozuk, onu aşağıya döktü aynı kaseye bir tane daha kırdı. Yok o da bozuk,hop aşağı. Aynı kaseye giren 3. yumurta sağlam çıktı. “Şu bozuk yumurta bulaşmış kaseyi bir değiştirseydin amca” diye düşünürken adam elindeki tavayı yumurtayı koyamadan paaat düşürdü. Sinirlendi söylendi veee yerdeki tavayı alıp bizim o 3. yumurtayı koydu pişirdi. İşte biraz da bu yüzden Mısır’da neredeyse herkes ishal oluyor galiba… Kahvaltıda kaşarlı patates püresi, akşam sade patates püresi çıktı hergün. Domates hiç ortalıkta  yoktu ama bol bol salatalık yedim .
Otelde bir de küçük şov izledik, bu dans orada çok meşhur. O renkli eteği yukarı aşağı döndürerek hareket ettiriyorlar. Hızla dönerken ortaya çıkan renkler hoş oluyor.  Bir de zenne dans etti ki, pala bıyıkları vardı!!!
Şarm’da akşamları herkes aynı yere gidiyor: Naama Bay. Bizim otel şehirin dış tarafında olduğu için neredeyse hep taksiyle gittik.Taksicilerle bile binmeden önce sıkı bir pazarlık yapmak zorundasınız yoksa onların gözünde tam bir yolunacak tavuk haline geliyorsunuz. Bize genelde ilk verilen fiyat 70-80 Mısır pounduydu ama hep  25’e gittik =))
 Naama Bay’da temiz restoranlar, bilindik yiyecek zincirleri ve hatta neredeyse her masasında en az 1 Türk oturan bir Starbucks var =)) Eee içine ne konduğunu bildiği, temiz kahve bulmuş insanlar, içmeden bırakılır mı!!!
Aynı zamanda Hard Rock Cafe de sürekli dolup taşıyor, herkes oturmasa bile hatıra birşeyler almak için uğruyor.
Sualtı dünyası dünyaca meşhur olan Şarm’dan balık yemeden dönmek olmazdı. Zehirleneceksek de böyle zehirlenelim deyip restoranları gezmeye başladık. Naama Bay’da yemek yenebilecek (temiz gibi görünen) birkaç balık restoranı var. Fiyatlar kapıdaki menülerde yazıyor ama Mısır’ın olmazsa olmazı pazarlık burada da yapılmak zorunda… Yemeklerin ederinin yaklaşık olarak 2 katı menülere yazılmış, ilgilendiğinizi gören görevli hemen gelip “Size %20 indirim Aaa Türk müsünüz? O zaman size %40 indirim” diye anlatmaya başlıyor =))
Biz tercihimizi diğerlerine göre daha hoş görünen ve ızgara dumanı-bangır bangır Mısır müzikleri bulundurmayan Kan Zaman’dan yana kullandık. Kan Zaman “Eski Zamanlar” anlamına geliyormuş.
Resimdeki karışık balık tabağı içinde yanan bir mumla birlikte geliyor. Yengeç gerçekten de nefis, karidesler ise Şarm’ın bereketli denizinde jumbo boydan bile daha çok büyümüş! İstiridyeler bu tabakta görünmüyor çünkü eşim çok beğenince benimkilerin hepsini onun tabağına aktardım. Izgara kalamar yumuşacık ve lezzetliydi, ızgara balığın ise hangi balık olduğunu anlayamadık ama tadını çok beğendiğimiz için fazla da üzerinde durmadık =))
Naama Bay’daki balık restoranlarında alkol satılmıyor, siz ne içmek istediğinizi söylüyorsunuz ve onar yan taraftaki marketten sizin için alıp servis ediyor. Elçiye zeval olmaz, satanlarla içenler yansın mantığı yani =)) Biz Oblesque içtik, hafif ve lezzetliydi. Ömer Hayyam’ın da güzel olduğunu duyduk.
Mısırlıların kendilerine özel olduğunu anlattıkları bir çayları var. Yemeklerin üzerine ikram ediyorlar. Bizim siyah çayın nane ile demlenmiş hali, başka bir farklılık yok.
Rehberimiz yanımızda bulunduğu o yarım saat içerisinde “Şarm turistik bir yer olduğu için hatıra eşyalarınızı buradan değil de Kahire’den almak daha mantıklı” demişti. Sadece sualtı ile ilgili eşyaları buradan almamızı tavsiye etmişti.
Yine de bunun dışında Hard Rock Cafe’den bir hediye ya da Starbucks’ın Mısır bardaklarından alınabilir. 
Ve, son olarak para değişimi… Genelde Mısır’a giderken herkes yanına euro ya da dolar alıyor ve Mısırlılar bu paraları memnuniyetle kabul ediyor. Ama neredeyse her zaman Mısır poundu ile alışveriş çok daha ucuza geliyor. Euro ve dolarları ise ATMlerden pounda çevirmek en güvenlisi. Tabii yukarıdakinden daha yeni bir tane bulmanız koşuluyla =)
Şarm’ı “Görmeden ölünmemesi gereken yer” yapan ise sualtı dünyası. O güzel sualtı dünyası ise, bir sonraki Mısır yazımın konusu =)

>Pronto, Mısır Gibi Patlattın Bizi!!!

>Sizlere Mısır’ın güzel resimlerini gelir gelmez göstermeyi planlayarak başlamıştım Mısır seyahatimize, ama şu anda Türkiye’de ve sağlam olduğuma sevinmekle meşgulüm!

Hatırlarsanız yazın Pronto Tur ile Dubrovnik’e gitmiştik. zaten çok güzel bir yer ama tur rehberimizin anlattıkları, yardımları ve turlardaki düzenlilik tatilimizi daha da güzel hale getirmişti. Biz de ona güvenerek bayramda gideceğimiz Mısır turu için Pronto’yu tercih ettik. Mısır pis de olsa turla gidiyorduk herhalde bizi kötü bir yere götürmezlerdi, Mısır karmakarışık da olsa rehberimiz vardı birşey olmazdı, Mısır hakkında aokunacak-öğrenilecek çok şey vardı ama rehberimiz bize nasıl olsa anlatacaktı değil mi? Meğer kazın ayağı hiç de öyle değilmiş, gidince gördük…

Havaalanında vize ücretinin 15 dolar olduğunu görenler gözlerine inanamadı, herkes birbirine “Siz de 35 euro ödemediniz mi Pronto’ya?” diye soruyordu. İlk kazıktan (neyse ki) yeşil pasaportumuz sayesinde etkilenmedik…

Havaalanının kapısında yarım saat kadar otobüsün gelmesini ayakta bekledikten sonra rehberler ön taraftaki iki otobüsün bizimkiler olduğunu fark ediverdi! Meğer sabahın kötünde boş yere bavullarla ayakta kalmışız. Tatilin heyecanıyla “cık cık olmadı bu” deyip geçtik, ne de olsa güzel Sharm el-Sheikh bizi bekliyordu!

Otobüslere binip 15-20 dakika gittikten sonra tur programında anlatılan “Old Market”e ulaştık. Rehberimiz 1,5 saat burada olacağımızı söyledi ve dağıldık. Saat 7 olduğu için karşımızdaki manzara tam olarak buydu:

Gölgede bulduğumuz birkaç banka sıkış tepiş sığıştık ve 1,5 saatin geçesini bekledik. Old Marketten sonra gidilmesi planlanan Naama Bay pas geçildi ve otele bırakıldık.

Lobiye geldiğimizde “Odalar temizleniyor, biz planlanandan erken geldik, bekleyeceksiniz” denildi. Bulabilenler koltuk ve sandalyelere, bulamayanlar da yerlere oturdu. Yaklaşık 1 saat sonra gelen otel sahibi bizi yerlerde görünce acıyıp sandalye verdi.

Saat 10’a doğru birkaç kişinin rehberle tartıştığını gördük. Meğer etrafın kırık dökük ve pis olduğuna dikkat eden o birkaç kişi bir terslik olduğunu anlamış. Bize 4 yıldız olarak gösterilip ona göre ücret alınan otel 3 yıldızlıymış. Üstelik Mısır’ın ne kadar pis olduğunu okuyunca korkarak 4 yıldızı seçmiştik, 5 yıldızlı grupta yer kalmadığı için. Pronto Tur aranmaya başlandı, herkes aynı yanıtı aldı “Müdürler şu anda bu konuyu görüşüyor, sizi anlıyoruz v.b.”

Tur rehberi “Tamam o zaman ben Mısır’daki acentaya gidip halledeyim, yarım saat içinde döneceğim” dedi, yanında gitmek isteyen birkaç kişiyi de istemeyip çekip gitti. Rehberimiz Alp Beyefendi gittiğinde saat 10’u biraz geçiyordu. Gece 11’e kadar kimse gelmedi! İnanabiliyor musunuz! Mısırda birsürü insan bu durumda, lobide ve yalnız kaldık.

Saat 1,5 civarında otel ve Pronto aynı şeyi söylemeye başladı: “‘2’ ye kadar otele giriş yapın yoksa rezervasyonlarınız iptal olacak kendinize yatacak yer aramaya başlayacaksınız”.

Ortada rehber olmayınca ekstra turlar iptal oldu. Ertesi gün pişkin pişkin gelen Alp Bey, “Size Ras Muhammed turunu üsretsiz yapayım o zaman” deyip geçti. (Zaten Pronto’nun 50 euroluk turlarının otelde 1/4 hatta 1/5 fiyatta olduğunu söylememe gerek var mı?) Biz dalış turu ayarlarığımız için bize de Kahire’deki Nil Turun ücretsiz yapacakmış. Pes ettik, tatile devam ettik…

Kahire’ye gidileceği sabah (hava hala karanlıkken) geç kalan otobüs ve hala ortada olmayan Alp Bey iyice korkuttu. Tamamen bırakıldık sandık. Neyse ki otobüs geldi, Suzan Hanım isimli 63 yaşındaki yeni bir rehber de gelip kendini tanıttı.

Kahire’de Mısırlı çevirmenimizin net ingilizcesi sayesinde müzede ve piramitlerde anlayılanları güzelce anladık çünkü rehberimiz her paragrafı kısaca özetleyip geçiyordu…

Akşama doğru biz saf saf Nil Turuna katılma planları yaparken karşılaştığımız kişilerden tüm turların iptal olduğunu öğrendik, saat 5.30 civarı idi ve yemek 7.30da başlayacaktı… Bir soğuk duş daha oldu…

Son kaldığımız otele akşam 9 civarı nihayet giriş yapabildik. Terasa açılan odamızın sürgülü kapısı kapanmıyordu, klima zaten sizlere ömür. Çölde gece soğuk olduğu için ıslak saçlarla donduk… Bitti mi? Hahayyt hiç biter mi =)) Küvette uzun siyah saçlar, değiştirilmemiş yastık kılıfında kan lekeleri ve pıhtıları, değişmemiş çarşafta benden önce uyuyan kişinin bıraktığı kırşıklık ve pislikler… Neyse ki ses çıkartmadan çarşafları değiştirdiler…

Son gün İskenderiye’ye giderken de yerel rehber kaçtı gitti… Alıştığımız için garipsemedik, onun yerine başka bir adam gelmiş. Bütün gün hiçbirşey anlatmadı, biz de sormadık, netten çıkardığımız şeylere bakarak gezdik…

Uçak kalkışında bir alkış, Türkiye’ye inişinde daha da büyük bir alkış koptu.

Biz sadece bunları yaşadık, çoook daha zor durumda kalan bebekliler ve çocuklular, hamileler, 5* parası ödeyip bizimle birlikte kalanlar, kalacak oda bulamayanlar vardı. Şikayetler, söylenmeler her an havada uçuştu… “Halinize şükredin” diyen rehberimiz belki de haklıydı ne dersiniz=))  Paramızla şimdilik ancak bu kadar rezil olabildik, bakalım hayat daha neler getirecek=)) Ben bir daha Pronto ile kapının önüne bile çıkmak istemiyorum, orası kesin.

Mısır turu sonunda yüzlerce kişinin ortak kanaatini de dile getirip yazımı bitireyim:

“Allah kimseyi Prontoyla Mısır’a düşürmesin!”