>’Beşi Bir Yerde’m :))

>Hatırlıyor musunuz bilmiyorum ama bundan birkaç yıl önce, kekik-mate-biberiye-yeşil çay-funda otundan oluşan zayıflama çayı karışımı çok meşhur olmuştu. Aktarlarda kapış kapış bu beş bitki satılmış, fiyatları da tabii ki tavan yapmıştı. Haberlerde bile günlerce “mucizevi zayıflama çayı” diye günlerce çıkmıştı.

Ne de olsa her kadının sürekli verilecek 300-500 gramı ya da 3-5 kilosu vardır, onu da en güzeli sporla terleyerek ya da aç kalarak değil böyle mucizelerle vermektir 🙂

Meşhur “Beşi bir yerde” karışımı da her kilo verdiren mucize gibi yenisi çıkınca ününü kaybetti gitti 🙂 Yine de içindeki bitkilerin genel olarak metabolizmayı hızlandıran ve idrar söktüren etkileri olduğu bir gerçek.

Benim gibi böyle bitki çaylarını seven ama iş yerinde güzelce dememe imkanı olmayan ya da evde arada bir evdeyken üşenenler için sallama çaylar (tam tadı vermese de) güzel bir alternatif. Üstelik bu tür çayları karıştırma oranları da önemli ve bununla uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz.

Dün markette Doğadan’ın “Beşi Bir Yerde” çayını görünce hemen aldım. Acaba meşhur olduğu zaman çıkmıştı da ben mi fark etmemiştim diye düşündüm ama üretim tarihinin Ağustos 2010 olması ve web sitelerinde de görünmemesi yeni çıktığını düşündürdü.

Tadı bence güzel, bitki çayları-kokuları konusunda hassas olanları bile rahatsız edeceğini zannetmiyorum.

Zaten düzenli olarak spor yapmaya çalışıyorum ve hayatım yediklerime sürekli dikkat ederek geçiyor… 3-5 gün sporu bırakıp çikolataya dadansam hooop kilo alıyorum çünkü. Eh, ben çaba gösterirken bir çay da arkadan bana destek çıksa, azıcık yardımcı olsa hiç de fena olmaz değil mi;)

>TBS- Hemp Body Butter

>Cildim kuru olmaktan çok uzak olsa da bacaklarımdaki deri pul pul dökülmeye yaz-kış müsait. Özellikle yazın, tuzlu su-klorlu su-güneş bir araya gelince azıcık da olsa (bir beyaz ne kadar bronzlaşabilirse artık!) bronzlaşmaya başlayan bacaklarım isyan ediyor.

The Body Shop’tan uzun zaman önce aldığım Hemp Body Butter tam da bu kuruyan bacaklar için ideal. Zaten çok kuru ciltler için üretilmiş. Anında cildi toparlayıp az önce pul pul dökülen o değilmiş izlenimi veriyor. Buraya kadar herşey çok güzel. Güzel de, o kokusu yok mu bütün gün burnumu tırmalıyor resmen!

Kremin daha doğal olduğunu hissetmek açısından bu doğal(!) koku güzel ama bütün gün o kokuyu cayır cayır üzerinde taşımak konusunda kararsızım… Bence siz de bu kenevir serisinden bir ürün almaya karar verirseniz, önce kokuyla barışabileceğinizden emin olun!

>ÇİN MUCİZESİ’NİN ÖZÜ TÜRK MUCİZESİ

>Mehmet Tezkan’ın Milliyet’teki pazar yazısı gözlerim Küçük Emrah bakışları atarken yan yan gülümsetti. Buyrun:

“Sabah kararlı kalktım.. Gündem zorlasa da, siyaset sıkıştırsa da taviz yok..
Bugün pazar..
Bugün tatil.. Bugün siyaset yok..
Ne var derseniz!..
‘Çin Mucizesi’ var.. Bizim kırk yıllık Türk mucizesinin bire bir versiyonu..
*  *  *
Cebinde parası olan, sağlığına düşkün olan beslenmesine titizlik gösterir.. Yeni akımlara hemen uyar..
Biliyorsunuz; yeni bir dalga geldi.. Adına Çin Mucizesi diyorlar.. Varlıklı kesim hemen üzerine atladı.. Anında uygulamaya konuldu..
Bundan böyle boğaza gidip bol mezeler eşliğinde rakı yudumlamak yok.. Beyti Kebap’a uğrayıp etin hasını en kaliteli kırmızı şarap eşliğinde tüketmek de yok..
Kalamar, karides, ahtapot zinhar..
Dondurma da yasak, baklava börek de..
‘Çin  Mucizesi’ kuralı böyle..
Sağlıklı yaşamak için Osmanlı Mutfağı’ndan da uzak durmak gerekiyormuş!..
Biber dolma, yaprak sarma, kuzu tandır, mücver, hünkâr beğendi, sultan aziz böreği, yumurtalı ıspanak baş düşman..
Söylemeye gerek yok; mis gibi tereyağı kokan pilav da yasak, hoşaf da..
*  *  *
Osmanlı uymadıysa Fransız Mutfağı’na uğrasak..
Olmaz!..
En büyük düşman et ve şarap.. Fermente içki ha..
Tukaka..
Oysa üç gün önceye kadar Fransız mucizesi revaçtaydı.. Deniliyordu ki; Fransa’da kalp krizi oranı çok düşük.. Nedeni; Fransızların etin yanında bir iki kadeh şarap içerek kalp-damar sağlığını korumasıdır..
‘Çin Mucizesi’ yalanlıyor; et de yok, şarap da!..
*  *  *
İtalyan?
Ne o makarnalar, soslar falan.. Beyaz unu unut!..
Nedir bu iş derseniz?
Çin Mucizesi diye bir kitap çıktı.. Sağlıklı yaşam için et, süt, yumurta, yoğurt, tavuk eti, hatta balık bile yemeyin diyor..
Tatlı, şeker, un yok..
Peki ne var?.
Fasulye, nohut, mercimek ile sebze serbest.. Mercimeği de gıdımla koyduğun zeytinyağı ile yapacaksın.. Katı yağ aman ha!..
*  *  *
Bu yasaklar da ne ki dersen.. Kafayı daha da sıyırmak istersen, 1.5 milyar lirayı bastırıyorsun kan testi yaptırıyorsun..
Karşılığında sana uygun uzun bir yasaklar listesi veriyorlar.. Artık ne çıkarsa bahtına.. Domates de yasak olabilir, kavun-karpuz da.. Senin için hıyar da zararlı çıkabilir, yeşil erik de..
Sonuç; listedekileri yemiyorsun.. Yemediğin için turp gibi oluyorsun..
*  *  *
Baktım da ‘Çin Mucizesi’ dedikleri yöntem bize yabancı değil.. Bizim kırk yıllık Türk Mucizesi’nin aynısı..
Mesela et..
Kim alabiliyor ki.. Süt, yumurta, peynir hak getire.. Zaten bu topraklarda yaşayanların yarısı mercimek yiyerek, bulgur pilavına kaşık sallayarak büyümüyor mu?     
Bu ülkede çocuklar süt içsin diye okullarda yıllarca süt tozu dağıtılmadı mı? Uzmanlar et alamıyorsanız hiç olmazsa mercimek yiyin demediler mi?
Eee..
Kaç eve kilo kilo meyve giriyor ki..
*  *  *
Anlayacağınız doğuştan ‘Çin Mucizesi’ni uyguluyormuşuz.. Bi yamuğumuz beyaz ekmek.. O kadar kusur olur, valla karnımız doymuyor!..
Gerisi tıpatıp..
Akşam pazar yerlerine gidin, artık sebzeleri toplayan kadınları görürsünüz.. Zeytinyağı para, kıyma para kim alacak.. Sebzeleri haşla ye!..
‘Çin Mucizesi’ de aynı şeyi söylüyor.. Sağlıklı olmak için kıymayı unut diyor..
*  *  *
Şimdi sosyete de bu akıma uymuş.. Demek ki; Altınşehir’deki tek göz evde ne yeniyorsa Bebek’teki lokantada da artık o yeniyor..
Çin Mucizesi en azından sosyal adaleti sağladı.. Gelirin ne olursa olsun mercimek sağ olsun..
*  *  *
Yalnız küçük bir sorun var.. Çin Mucizesi, sağlıklı olmak ve hastalanmamanın formülü ya..
Gidin hastanelere.. Koridorlar ömür boyu mercimekle, bulgurla idare edenlerle dolu.. Ağzına et, süt, yumurta, balık süremeyenlerle, yeterli vitamin alamayanlarla, midesi sırtına yapışanlarla dolu..
Vitaminsizlikten genç yaşta dişi çürüyenlerle, yüzü kırışanlarla, gözü bozulanlarla dolu..
Erken yaşta göçüp gidenler de onlar!..
*  *  *
Çin Mucizesi’ne kafayı takanlara duyurulur.. Türkler bu yöntemi sittin senedir uyguluyor..
Sonuçları ortada.. Teste gerek yok..”

>Pofff

>

Dün sabah 4’e kadar uyuyamadım… Ama yarın evimize 3 kişilik,yaş ortalaması 50 üzeri olan bir yatılı misafir grubu geleceği için güzel bir öğle uykusu yerine temizlik ve hazırlık yapmam gerekiyor… Bir de PMS bastırdı ki sadece sinir patlamaları değil birbirinden güzel kramplar da yolda gibi…

Sivas’tan daha yeni geldik ama cuma-cumartesi ve pazar da bir dağcılık şenliğine gideceğimizi söylemiş miydim?

Leyleği havada mı gördün derler ama bizim leyleğin popişi daha yer yüzü görmedi aslında!

>Kene-Fobik!

>

Bugün tam güzel güzel yeşilliklere yayılmış kitap (Ejderha Dövmeli Kız, bir gün içinde 448 sayfa okumuşum!) okuyordum, kolumda karıncadan daha ağır birşeyin dolaştığını hissettim… Karıncalar zaten kendi topraklarıymışcasını koluma bacağıma tırmanıyordu ama bu defaki galiba bir keneydi! Zaten kenelerden ödüm patlıyor, öylece kolumda durduğunu görünce şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırdım… Zaten ben panikleyince o da şaşırdı ve yürümeyi bıraktı:)) Sonra mı? Pörtlemiş gözlerim eşliğinde kitabı ona doğru savurdum ve taaa diğer masaya kadar uçtu:)

Şu hain keneler öldürücü olmaya başladığından beri ne pikniklerin keyfi kaldı ne doğa yürüyüşlerinin:( Kene sorununa kesin bir çözüm bulunsa da bu endişelerden ve o buram buram kimyasal kokan kene kovucu spreylerden kurtulsak?!