Mendil Satmaktan Olimpiyatlara

Kent Haber

Yaşadığım şehirde yaklaşık bir aydır “dezavantajlı” öğrencilere haftasonları ücretsiz kayak kursu veriliyor. Üniversiteden hocaların “Bu şehir kayak için bu kadar elverişliyken bu çocuklara neden fırsat veremiyoruz” düşüncesiyle oluşturdukları bir proje bu. Maddi ya da manevi problemler yaşayan öğrenciler her hafta yepyeni kayaklarını alıp yüzlerinde kocaman gülümsemelerle vızır vızır kayak yapıyor! Türkiye’nin Sarıkamış, Palandöken, Uludağ, Davraz, Kartepe gibi tanınmış olan ve aslında birçok ilimizde de halk tarafından bilinse de adını duyuramamış olan küçük pistlerimiz varken kış olimpiyatlarında adımızın duyulması maalesef çok uzak bir ihtimal…

Bugün o çocuklarla birlikte kayak yaptık. Fotoğraf ekleyemiyorum çünkü 32 dişimizi göstere göstere kaymaktan fotoğraf makinesini almak için arabaya kadar gidemedim bir türlü… Çocukların (“Ya düşersem” korkusununu henüz yenememiş olan 1 tanesi hariç) hepsi öyle mutlu ve kaymayı başarabildiği için öyle gururluydu ki!

Keşke çocuklara daha çok fırsat yaratabilsek… Sokaklarda ziyan olan o çocukları yetenekleri doğrultusunda yönlendirebilsek…

Reklamlar

>Ankara, Ankara Güzel Ankara!

>Cumhuriyet bayramı dolayısıyla cuma gününün tatil olmasını fırsat bilip hemen Ankara’ya kaçtık. Kardeşim önceden plan yaptığı için arkadaşlarıyla İstanbul’daydı ama birkaç gün de olsa annemlerle görüşmüş olduk.

Ankara tatilimizin en güzel yanı, her sabah gittiğimiz spor okulunun havuzuydu. Sabah erken gittiğimiz için tertemiz havuzda pek kimse olmuyordu, ılık suda kimse rahatsız etmeden doya doya yüzmek inanılmaz keyifliydi. Yaşadığı şehirde yüzülebilecek bir havuz olanları, ama özellikle de Ankara’da yaşayanları çok kıskandım çok! Üzerimizdeki olumsuz elektriği atmak için, suyun altındaki sessizlikte huzuru bulmak için, mutlu hissetmek için, incelmek için yüzmek yapılabilecek en güzel şey!

Havuzdaki klor nedeniyle kuruyan cildime nasıl aldığımızdan şurada bahsettiğim Body Shop-Japanese Cherry Blossom Body Butter süreyim dedim ve paketi açtım. Ama o da ne? Kremin kokusunun parfümüyle uzaktan yakından alakası yoktu. Cildim hemen kendine geldi ama kokunun güzel olmaması canımı sıktı bir kere…

The Body Shop’a uğradığımda durumu anlatıp elimde bir tane daha açılmamış body butter olduğunu, fişinin durduğunu ve mümkünse değiştirmek istediğimi söyledim. Hiç sorun çıkartmadılar ve hemen çileklisiyle değiştirdiler.

E vitaminli göz kremini Iraz‘ın bir yazısını okuduktan sonra almaya karar vermiştim. Birkaç gündür kullanıyorum ama şimdilik birşey söylemek için erken. Hafif morluklarımı azaltacak mı, gözümün altındaki yağ bezecikerlini artıracak mı, ara ara olan şişliklere etkisi olacak mı merak ediyorum…

>Yamaçparaşütü Festivali

>Dağların arasında saklanmış bir şehirde, İstanbul’dan Ankara’dan kilometrelerce uzakta yaşamanın güzel yanları da var. Benim için bu şehrin en güzel yanı doğası, güzel havası ve özellikle kışın bakmaya doyamadığım dağ manzaraları. Doğa sporları için tam bir cennet, yıllar önce bu şehrin çehresini değiştirip sportif faaliyetleri destekleyen güzel insan gerçekten buraların kıymetini çok iyi bilmiş.

Şehrin dağcılık faaliyetlerini de yürüten grup haftasonu bir yamaç paraşütü festivali düzenledi. 

O gün festival şerefine güneş de yüzünü gösterdi.
Çocukların binmesi için atlar vardı, hatta sabah cirit de oynanmış ama biz geç kaldığımız için kaçırmışız.
İsteyenler ücretsiz olarak bungee jumping de yaptı, bense aşağıdan fotoğraflarını çekmekle yetindim:)

>Columbia Sun Light Backstrap Sandal

>

 Bu yaz parmak arası terlikler ve yazlık ayakkabılar kervanıma bu rahat Columbia sandaletler tamamen tesadüf eseri katıldı ama özellikle yurtdışındaki uzun gezilerde bunlara çok güveniyorum! Söylememe gerek var mı bilmiyorum ama çok rahatlar.

İstanbul’da Optimum Outlet’deki A Sports’du galiba, rafta modelini çok beğendim bir baktım fiyatı 39.90. Üstelik de raftaki numara 37.5 yani benim numaram! Meğer tek bir tane varmış. Aldım çıktım:)

Yaşasın alışveriş:))

>Benim Afrikam

>

Afrika’daki dünya kupası için çeşitli müzikler yapıldı, bu müziklerde hem Afrika’ya özgü enstrümanlar kullanılıp hem de insanları coşturacak ritimler oluşturulmaya çalışılmıştı.

Afrika dendiğinde ise benim kafamda bambaşka bir şarkı deyim yerindeyse patlıyor. Sessizliğin içinden “Afrika” kelimesi yumuşacık ama acı bir ses ile geliyor.

Bahsettiğim şarkı İsmael Lo’nun Jammu Africa şarkısıymış meğer… Şarkıyı dinlerken sanki ruh olup Afrika üzerinde uçuyormuşsunuz gibi hissettiriyor, içinizde bir yerler sızlıyor… Benim kafamda 25 yıl boyunca şekillenmiş olan “Afrika” işte bu şarkı…

 Siz de başka bir kıtaya gidip gelmediniz mi?