Fazla Mutluluk Tez Sinir Krizi Getirir

Fazla muhabbet tez ayrılık getirir cümlesini son birkaç günüme uygulayınca bu sonuç çıkıyor. Küçük olumsuzlukları atlarsak bir bakalım neler oldu…

Bir öğrenci (ki babası vefat ettiği için kendisine okula geldiğimden beri gereksiz yere sürekli sevgi ve şefkat gösteriyordum, her gördüğümde yanına gidip halini hatrını soruyordum) sınıftaki arkadaşlarına hava atmak için konuşmamasını söylediğimde duymayacağımı sanıp bana “salak” dedi. “Sınıftan çık, rehber öğretmene git” dediğimde itiraz etti, kolundan tutup götümeye çalışınca da beni ittirip “Sana nooluyo gitmeyceeem işte” dedi. Bitti mi? Bitmedi. Koridora çıktı, rehber öğretmenin odasına girmek yerine ” Okul çıkışında beni bekle, sana nasıl bri bela olduğumu gösterceem” diye böğürdü. Bu sohbet(!) böyle devam ederken müdür, rehber öğretmen ve diğer öğrenciler çocuğu alıp götürdü… Ben mi? Tuvalete gidip yüzümü yıkadım, sinirden titredim ve sonunda dayanamayıp ağladım… Çocuk hakkında şikayet dilekçesi yazdım ve disiplin cezası aldı… Sonunda da gelip “Şaka yapıyodum ben öğretmenim sen yanlış anlamışın” dedi. Öğretmenlikte benim için bir devir kapandı, öğrenciye mesafeli davranılan ve acıma duygusunun yansımadığı bir devir başladı… Öğrencilerimizin yapısı göz önüne alındığında bir biber spreyi mi bulundursam yanımda acaba diye düşünüyorum…

Hani bilgisayarlar geldi diye sevinmiştim ya, müdür bugün gelip o kadar uğraşarak kurduğum bilgisayarları toplamamı çünkü bürokratik sorun yüzünden bilgisayarların geri gönderileceğini söyledi… Daha kullanamamıştık bile…

Bugün koşu bandında 40 dakika koşabilmek için 27 dakika sıra bekledim. 4.5 hızıyla bantta salınan kadın onu sözle uyarmadığım için ( Keşke ben de daha cazgır olabilsem… Yoksa hayat böyle boşa bekleyerek geçecek…) bekleyen olduğu zaman 15. dakikada boşatmanız gereken koşu bandını 1 saat işgal etti…

Anlayacağınız üzere sanki kafamın üzerinde bir yağmur bulutuyla dolaşıyor gibiyim… Herkes halinden memnun, bir bende sağnaklar şimşekler var gibi…

Musmutlu Bir Gün ve Artan Hediyeler:))

Arkadaşlar bugün öyle güzel bir şey oldu ki bu saate kadar eve gelememiş olmama rağmen mutluyuOkm:) Ben malum bilgisayar öğretmeniyim ve laboratuarımdaki en yeni bilgisayar 1999 yılında gelmiş… Ancak üzerine elinizle bastırdığınızda çalışan ekranlar, disketi çıkarmak için olması gereken düğme yıllar önce kırıldığından tel tokayla disket çıkartabildiğimiz kasalardan oluşan bir sınıf…

Şehrin tam merkezinde ve en eski okul olduğumuz, zamanında bu şehirde okumuş herkesin buradan mezun olduğu ve öğrenci sayımız 600den fazla olduğu halde, burnumuzun dibindeki mahalle kayıtlarda köy olarak geçtiğinden bize değil oraya verilen LCD ekranlı mis gibi bilgisayarlarına bakıp bakıp iç geçiriyoruz…

Bize 3 yıldır ” İlk sıralardaki okullardansınız, yakın zamanda geliyor bilgisayarlarınız” dendiği halde hala gelen giden yok… Müfettiş bile derse giriyor, “Hocam nereden buldunuz bu taka bilgisayarları” diye dalga geçiyor…

Daha önce bir lise bizi okullarına çağırıp “Siz bizim bozuk bilgisayarları çalıştırabilirseniz biz de 3-4 tanesini size verelim” demiş ve bilgisayarlarını tamir ettirip “Biz arayacağız sizi” de son cümleleri olmuştu:)) Bilmem söylememe gerek var mı, fare bile gelmedi!

Bugün de sürpriz bir şekilde başka bir lise arayarak “11 çalışan bilgisayarımız var ama çok eskiler isterseniz bir bakın” dedi. Eski dedikleri 2003 yılında gelmiş bilgisayarlar! Hepsini aldık, bugün bir bölümünü kurduk ve acınacak halde olan sınıfım en azından bir kademe daha iyi hale geldi:) Onlarla uğraşmaktan belim, sırtım ve başım deli gibi ağrıyor, dersim olmadığı halde akşama kadar okulda kaldım ama bence değer. Zaten öğrenciler bilgisayarları görünce birbirlerine sarııp zıpladılar biliyor musunuz:)) Ne yapsınlar, okul dışında bilgisayar gördükleri yok ki!

Bir gün yeni bilgisayarlarımız da olacak, ben inanıyorum:) Bizi okullardan eski bilgisayar dilenmeye mecbur bırakan sayın milli eğitim bakanlığına ve ulaştırma bakanlığına da sevgilerimi, saygılarımı hatta hızımı alamayıp içimdeki tüm güzellikleri yolluyorum!!

 

O sevinçle bilgisayarların taşınmasını beklerken çarşıya kaçıp Maybelline Rimel ve Flormar 4’lü far da lıp hediyelerime ekledim:) Maksat sadece ben ve yavru kuşlarım değil, sizler de sevinin:)) Hediyeleri kazanmak için tık tık🙂

Karneler Burada Peki Hediyeler Nerede?

 

Bugün nihayet karne günü:) Sadece öğrenciler değil biz de bayram ettik! Notları iyi gelecek öğrenciler karne hediyelerini düşünmeye günler öncesinden başladı:) Tabii ailesinin karne hediyesini almayı düşünecek kadar parası olanlardan bahsediyorum…

 
Eğer siz de yavru kuşunuza karne hediyesi olarak ne alsam diye düşünenlerdenseniz şu saatlere bir bakın derim, ben kendime bile bakmayı düşünüyorum:)

Atık Kağıt Projesi

Her okulda olduğu gibi bizim okulumuzda da inanılmaz bir atık kağıt potansiyeli var. Öğrenciler de ben de bundan çok rahatsız oluyoruz ama kağıtları toplamaya başlamadn önce nasıl ve nereye vereceğimize karar vermemiz gerekli… Üstelik dikkatli olmalıyız çünkü önceki yıl bu şekilde bir kağıt toplama kampanyası yapmış ve toplananların geri dönüştürüleceği söylenmiş. Ama o kadar kağıt ne olmuş biliyor musunuz? Tamamını yakmışlar… Böyle bir rezilliğin bir kez daha yaşanmasını ve bunda katkım(!) olmasını kesinlikle istemiyorum.
Acaba bizim buralarda da kağıtlarımızı almak isteyecek bir kuruluş yok mudur? TEMA’nın il şubesinin adresi yok ama telefon numarasını buldum. Umarım yardımcı olurlar…
Kağıtları koymak için de kimsenin bize kutu vereceğini zannetmiyorum. O yüzden çocukların üşenmeden ve ilgiyle kağıt getirmelerini sağlayacak kutular yapmam lazım…
Fikirlere açığım:)

Yerli Malı Yurdun Malı Herkes Onu Kullanmalı!

12-18 Aralık Yerli Malı Haftası’nı biz okullarımızda kutluyoruz. Peki ya siz? Karton şapkalarınıza yapıştırılmış meyve-sebze resimleriyle bütün sınıfın getirdiği meyveleri-yemişleri löp löp yediğiniz günleri ne çabuk unuttunuz? Hani yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalıydı? Peki biz ne yaptık? Iyy “made in Turkey yazıyo bundaaa” diyip burun kıvırmalar, sırf ithal diye olmayacak ürünlere tonla para ödemeler, bizim yapıp gönderdiğimiz ürünlerin üzerine yabancı marka basılmış hallerini ayıla bayıla satın almalar…

Sözüm sadece size değil, ben de hatalıyım… Dikkatli davranmadım, etiketlere markalara kandım… Bu sırf yerli malı olsun diye kalitesiz ürünleri alacağım anlamına gelmiyor, ama eğer alternatifi varsa, eğer ürün Türkiye’de üretilip başka yerde paketlendiği ya da etiketlendiği için ithal gibi gösteriliyorsa almayacağım. Dikkat edip alırsam uyarın:)

Yarın bizim okul rengarenk karton şapkalarıyla şiir okuyan çocuklar ile dolacak:) Beyaz leblebi, patlamış mısır yiyip “YERLİ MALI YURDUN MALI HERKES ONU KULLANMALI” diyeceğiz.

Siz bize katılamayacaksınız, o yüzden işte size geçmişi hatırlatıp bugün için uyaracak bir resim ve bir şiir:

(Civciv Anaokulu Yerli Malı Haftası Kutlaması)

Amasya elmasıyım,
Meyvelerin başıyım.
Al sarı yanağım var,
Beni yersen kan yapar.
Ankara memleketim,
Koyu sarıdır rengim,
Isırınca pek yarar,
Yiyenlere can katar.
İzmir’in üzümleri,
Sevilmez mi arkadaş?
İnsanlara pek yarar,
Kurusu var yaşı var.
Tatlı Aydın inciri,
Pek güzel iri iri.
Hurma alma, incir al,
Ağzına aksın bal.
Giresun zengin olsun,
Cebiniz fındık dolsun.
Kırılır çıtır çıtır,
Hem besler, hem ısıtır.
Cevizi de unutma,
Beslenmek zorundasın.
Pestiline sar da ye,
Kuvvet versin diyorsan.
Portakal sulu sulu,
İçi vitamin dolu.
Adana, Kozan, Dörtyol,
Git ağaçtan ye bol bol.
Adımdır mandalina,
Sağlık veririm sana.
Pek sevimli meyveyim,
Bol bol yiyin bakalım.
Çiçek olur açılırım,
Mercan gibi saçılırım.
Hastaya nar sorulmaz,
Şurubuna doyulmaz.
Kestaneyi istersen,
Kavurup da yersin sen,
İstersen suda haşla,
Onun tadı da başka.
Malatya kayısısı,
Yemişlerin nazlısı
Pestili de yapılır,
Yiyenler pek bayılır.
Bursa’nın şeftalisi,
Kilodur bir tanesi.
Şeftaliyi kim sevmez,
Tadına doyum olmaz.
Sarı sarı rengim var,
Ne güzel de kokarım.
İstersen reçel yap ye,
İstersen kompostomu.
Kutlu olsun hafta bize,
Meyveler geldi dile.
Hepinizi seveceğiz,
Güzel güzel besleneceğiz.